
Tür : Korku
Gösterim Tarihi : 16 Kasım 2007
Yönetmen : Alper Mestçi
Senaryo : Alper Mestçi
Görüntü Yönetmeni : Feza Çaldıran
Müzik : Reşit Özdamla
Yapım : 2007, Türkiye
Oyuncular
Burak Özçivit , Biğkem Karavus , Kurtuluş Şakirağaoğlu
Birbirlerine büyük bir aşkla bağlı olan Suat ve Nurcan, yaşadıkları köyde mutlu bir yaşam sürmektedirler. Herkesin gıpta ile izledikleri aşklarını artık evlilikle taçlandırma zamanları gelmiştir. Fakat mutlu çiftin bu kararı alması ile başlarına büyük bir bela musallat olur.
Başka dünyalardan gelen bir varlık, çevrelerinde açıklaması imkansız olaylara neden olacak ve çiftin tüm yaşamını etkileyecektir. Artık ne yaşamları ne de aşkları eskisi gibi huzur dolu değildir.
Gen filminin senaristlerinden olan Alper Mestçi’nin ilk filmi olan Musallat, Mia Film’den Banu Akdeniz ve yapım ortağı Murat Toktamışoğlu’nun yapımcılığında, genç bir oyuncu kadrosuna sahip.
Musallat filmini indirmeden izleyebilirsiniz . Musallat filmi online izleyebilirsiniz . Musallat filmini izle . Musallat izle . Musallat bedava film izle . Musallat filmi tarafımızca filmizletr.net sitemize eklenmiştir.
Bu yazı 30 Ağustos 2008 .. 21:46 tarihinde Korku - Gerilim, YERLİ FİLMLER, Yerli 2008 Filmleri kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.

2 Yorum
Musallatları “Musallat” etmeyin!..
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni olmak zor bir işmiş!.. Her daim her konu ile ilgili soruyla karşılaşıyorsunuz ve her durumda her konu sizin bilgi alanınızın içine giriyor. Çünkü din hayatın her yerinde… Tıpkı Allah gibi…
Müfredat konuları içinde “Batıl inançlar” olan 7 ve 8. sınıfların, elbette ki yaşları gereği, merak ettikleri en başlıca konudur Cin, büyü, fal, karabasan meseleleri…
Tam, siz, batıl inançlar ve büyü, fal, cin, muska’nın dine uygun olmadığı hakkında açıklayıcı bilgiler vermek üzeresinizdir, biri atlar sınıftan “Ama öğretmenim, Musallat’ı izlediniz mi? Dabbe hakkında ne diyeceksiniz peki?” diye…
Siz de geçersiniz internetin başına ve mecburen izlersiniz bu filmleri…
Bu hafta derste açıklamak üzere “Musallat”ı izliyorum…
Öncelikle iki başlık altında değerlendirmek istiyorum filmi:
Birincisi, bir sanat olarak sinema filminin değerlendirilmesi: Bu konu, görselliği, çekim teknikleri, oyunculuğu ve diğer birçok alana ait konuları ile benim bilgi ve ilgi alanım dışında olan bir konudur. Bu yüzden, bu açıklamaları o konunun uzmanlarına bırakıyorum. Sadece bir seyirci olarak, “izlediğim diğer korku sineması örneklerinden kötü sayılmaz, beni ekran başında sıkmadı” diyebilirim.
İkincisi ise filmin din “kültürü”nden feyz alan senaryosu ki işte benim konum bu… Bu konuda elbette söyleyecek çok sözüm var. Başlıyorum…
Filmin konusu ve özetini verelim başlarken: Sevdiği kızı aldıktan sonra para kazanmak için Almanya’ya gitmiş bir delikanlı, Almanya’da sürekli bir şekilde halüsinasyonlar görmektedir. Ruhsal durumu çökmüştür. Karısı gelinlikli halde ama ölü bir suratla kendisine bir şeyler sormakta ve korkutmaktadır rüyalarında. Dayanamaz hale gelir. Köye telefon ettiğinde annesi telefonu açar ama onu duymaz bile. İyiyiz der kapatır. Adam kafayı yemek üzereyken, bir arkadaşı durumdan endişe eder. Beyin tomogrofisi çektirtir. Her şey normal görünmektedir. Ama halüsinasyonlar kesilmeyince, arkadaşı alır onu İstanbul’da bir cinci hocaya getirir. Cinci hoca muskalarla, gelen cinlerle olayı çözer. Ama adamı kurtaramaz. Adam küvette ölür. Ayrıca cinci hocanın ailesi ve kendisi de ölür.
Son bölümde olay çözülür. Meğer gelin kız, küçücük bir kız çocuğu iken hamama götürülmüştür. Orada (hani cin şeytan hamamda olur lafı vardır ya!) bir cin bu kız çocuğunu görür ve aşık olur. Kızcağızın hiçbir şeyden haberi yoktur. Ona sürekli sahip olur. Millet onu hasta bilir. Sonra bir gün kız bizim başrol oyuncusu ile evlenir. Ama cin damadın şekline girer ve damadı bir şekilde Almanya’ya yollar. Durumun farkında olmayan damat Almanya’da sürekli korkunç rüyalar görmekteyken, damadın kılığındaki cin, gelin ile birlikte olur. Gelin hamile kalır. Kimse bir şey bilmemektedir. Ara sıra telefon bir kere çalar kapanır. Sonra gelin doğum yapar. Ama ortaya çıkan şey bebek gibi görünen, elle tutulabilen bir varlık olmasına rağmen, biraz gariptir ve gelinin başındaki ebeler “insan değil buu!” diye bağırarak korkudan, doğanı bıçaklarlar. Damat kılığındaki cin içeri girer ve bebeğin ölü halini görünce çok sinirlenir. Herkesi lanetler. Ebeleri ve İstanbul’da hocadan tedavi gören, ama yıkanmak için banyoya girdiği zaman hocanın muskasını çıkarmış olan esas damadı öldürür, gelin ölür, cinci hocanın damadı ve gelini ölür.
Hocanın son sözleri: “Etrafınızdaki insanlara her zaman çok dikkatlice bakın, tedbirsiz yakalanmayın!” dır. Yani “insan görünümünde cinler ortalıkta dolaşabilmektedir ve tedbir olarak muska yaptırın, üfürükçülere gidin” mesajı verilmektedir.
Kur’an-ı Kerim’deki Allah sözleri ile ilgisi olmayan, ayetlere ters bir sürü bilgi, sanki dinin özünde böyle şeyler varmış gibi sunulmuştur. Kültürümüzdeki bir yığın batıl inançla karıştırılmış Fatiha, İhlas ve Nas süreleri filmin kilit kurtarma kareleri olmuş ama ne yazık ki “İslam dininde korku yaratacak ögeler yoktur, İslam dini, yaşayanların sadece Allah’ın sevgisini kaybetmekten korkması dışında hiçbir korkuya yer vermez ve insanların diğer alemlerin bilinmezliğinden korkmaları durumunda ‘varlıkların en şereflisi ve en akıllısı olduklarını’ hatırlatan ayetler başta olmak üzere, Allah’a sığınırlar.” bilgisi unutulmuş, din ve Allah’ın yarattığı diğer varlıklar bir korku filmi malzemesi haline getirilmiştir. Bu ise, belki filmi bir korku filmi yapmıştır ama dini ve Allah’ı da kurtarıcılıktan, insanlara doğru yolu gösteren hak din olmaktan çıkarmış, korkunç ve kaçılması ara ara sığınılması gereken gizemli bir konu haline getirmiştir.
Şimdi de filmde dinmiş gibi gösterilen din dışı ve dinin asla uygun görmeyeceği karelerden örnekler verelim:
- Film, “bu dünyada yalnız değiliz, başımıza ne geldiyse bunu yok saymaktan geldi” diye başlıyor. Müslümanlar bunu yok saymazlar. Ne dünyada ne de evrende yalnız olmadığımızı her Fatiha süresini okuduğumuzda (…Alemlerin Rabbi…) tekrar etmiş oluyor ve bütün Alemlerin yaratıcısının bir tek Allah olduğunu bildiğimizi söylemiş oluyoruz. Öyleyse başımıza gelenlerin(!) -her ne ise onlar artık- sebebi yok saymak değildir.
- Halüsinasyon gören damat, filmde sürekli uyku ilacı kullanıyor. Her ilaç kullanımı sonrası halüsinasyonları artıyor. Tıpkı eroin halüsinasyonları gibi… (izlemeyenler varsa tavsiye edilir: ‘Bir hayal için ağıt’ filmi…)
- Damada çekilen beyin tomogrofisi sırasında, damat baygın ama birden uyanıyor beynine böcekler giriyor, çırpınıyor… Ancak bunların hiçbirini olayı kontrol altında tutan doktorlar ve bilgisayar ekranı göremiyor. Herşey normal… Yani birçok şey gerçekte değil, bizim beynimizde oluyor.
- Damadın sığındığı üfürükçü hoca, önce ona “kendi canını korumayı bilsin” diye okkalı bir sopa çekiyor. Klasik “içine cin girmiş, çıkarmak için seni değil onu dövüyorum” muhabbeti… Biraz kıvrılmış hali yalnızca… Kıvırma cümlesi de “şerden tek başına korunamayan insanlara yardım için…” diye başlıyor.
- Cinci hoca açıklama cümlesi olarak “Medine’ye hicretten sonra yaratılanlarla bir anlaşma yapıldı, buna göre her yaratılan kendi aleminde olacak, başkasına geçmeyecekti ama anlaşmayı önce insan bozdu” diyor. Böyle bir anlaşma yapıldığı Kur’an’da geçmez. Zaten Kur’an’ın mantığını da ters bir cümle… Allah yarattıkları ile pazarlık masasına mı oturuyor? Bir sorun yok mu sizce bunda? Yani önce insan ne zaman bozdu? Boyutlar arası seyahati seneler önce keşfetti de biz mi kaçırdık? Başka bir soru daha: Boyutlar arası iletişimde en büyük sorun zaman olgusu değil mi? Aynı zamanı paylaşmayan iki varlık aynı zaman diliminde nasıl buluşur. Anlık bir buluşma olsa bile farklı boyutlarda nasıl ne kadar süre ile iletişim kurabilir. Biri bir günü 24 saat olarak yaşarken belki diğeri o 24 saat içinde ömrünü bile tamamlamış olabilir. Kesişen ortak nokta hangisidir? Kaç saniyeliğine kesişebilir? Zamandan münezzeh olan sadece Allah’tır. Eğer başka bir yaratılanın zamanı ortadan kaldırabileceği iddia edilirse Allah’ın zati sıfatına ortak koşulmuş olur!
- Cinlerden koruması için okunan Nas süresinin asıl amacı Cin varlığının kendisinden değil, cinleri bir korku malzemesi olarak düşüncesizce kullanan insan akılsızlığından koruması olmasın sakın!
- Cinci hocaya sorulan “arkadaşım kurtulacak mı bu illetten” sorusuna cincinin verdiği cevap: “Buna iman etmesi lazım. Bana iman ederse kurtulur”… Allah’la araya aracı koymanın bir diğer simgesi…
- Cinci hoca damada “günahın ne ki bunlar başına geliyor” diyor. Damat “hiçbir şey” diyor. Hoca “günahsız insan olmaz” diyor. Damadın anlatamadığı günahı öğrenmek için cinci hoca on yaşlarında bir oğlan çocuğunu kullanıyor. Onu soyup su dolu bir leğenin içine dikeltiyor. Suyun üzerinde yazılı kağıtlar yüzüyor. Oğlan, hoca tarafından parmağına damlatılmış mürekkepten, damatcağızın yaşadığı günahın temel sebebini görüyor. Hamamdaki kıza aşık olan cin meselesi… İyi de burada, hakikaten, damadın günahı ne? Cinin aşık olduğu kızla evlenmek istemesi mi? Herşeye kadir olan Allah, günahsıza ceza çektirir mi? Cin Allah’tan daha mı güçlü, insandan daha mı akıllı ki (ki Kur’an-ı Kerim’de insandan daha akıllı olmadığı belirtilmiştir. Bkz. Süleyman kıssası) Allah’ın koyduğu kuralları çiğniyor, zaman mefhumunu aşıyor, Allah gibi zamandan münezzeh oluyor ve insanlar arasında şekil değiştirip dolaşıyor, birinin kılığına giriyor… Yani kendi kafasına göre takılıyor! Canı istiyor aşık oluyor canı istiyor öldürüyor!.. Üstelik Allah’a rağmen…
- Bu arada damat Almanya’da niye o halüsinasyonları görüyor? Cin mi gösteriyor onları? Niye gösteriyor? Bak karına napıyorum mu demek istiyor? Yoksa karısının durumu mu malum oluyor? Belki de Allah gösteriyor!.. ‘Git karına sahip çık’ diye!.. Ama her halükarda, damadı Almanya’ya göndermeye, onun kılığına girip karısıyla evlenmeye güç yetiren cinin gücü onu orada rahat rahat ya da kaygısız para kazandırmaya yetmiyor!..
- Damat, cinci hoca tarafından verilen muskayı çıkardığında cin tarafından öldürülüyor. Yani Allah’ın gücü muskasız insan korumaya yetmiyor!.. Cin taa köyden uçup geliyor, aynı anda köyde ebeleri öldürürken aynı anda Almanya’daki damadı küvette boğuyor ama herşeyin ötesinde ve üstündeki Allah, zamandan münezzeh olan ve herşeye gücü yeten Allah, hem orada bir bebeğin öldürülmesine karışamıyor hem de Almanya’ya yetişemiyor!.. Muska çıktı ya nasıl yetişsin değil mi ama!.. Hatlar koptu demek ki!..
- Allah’ın sünnetullah’ında farklı DNA ve genlere sahip varlıkların birleşiminde döllenme oluşmaz. Yani maymun insanı ya da insan köpeği dölleyemez. Bir varlığın kendi türü dışında bir başka varlıkla kurduğu ilişki sonrasında köpeğimsi insan doğmazken nasıl oluyor da boyutları farklı bir varlık bir başka varlığı dölleyebiliyor? Sperm sayıları, DNA’ları daha da önemlisi hammaddeleri aynı değil ki!.. Ateşle toprak karışırsa ya toprak yanar ya ateş söner!
- Filmde bütün bu yaşananların temel sebebi ise “Aşk” olarak gösteriyor!.. Yani asıl fatura, herkesin her daim dertli olduğu aşka kesiliyor!.. Kendi türümüz arasındaki aşkın sorunları yetmiyormuş gibi bir de öteki varlıkları sokuyoruz bu aşk sorununun içine!.. Öyle ya! Bizim kadınlarımız o kadar güzel o kadar harika ki, boyutlar arası geçiş yaptırıyor bu güzellik, hatta hammaddesi farklı iki varlığı bir arada yoğurtuyor!.. Biz insan neslinin kadınları bu kadar vazgeçilmez işte!.. Vay be!.. Biz neymişiz!..
Ve nedense özellikle erkek cinler aşık oluyor insan kadınlara… Pek rastlanmıyor kadın cinin delikanlı Türk insanına aşık olduğuna mesela…
Ya da bunu şöyle mi açıklamalı: Kültürel olarak bastırılmış kadınlık, cinsel kimliğini ön plana çıkaramıyor ve konuşmaktan kaçınıyor hatta düşünmek bile onu utandırıyor. Hal böyle iken, biriktiriyor tüm temel cinsellik ihtiyaçlarını ve giderilmesini bilinçaltının buz dağında. Ve… Bir kendini tatmini bile itiraf edemiyor hale geliyor! Öyle ya!.. İnsan nasıl yapar kendi kendine!.. Mutlaka cin olmalı bu!..
Ve geliyoruz son paragrafa… Böyle filmlerin çekilmesinin asıl sebebi, çocukluğumuzdan beri bize öğretilen ve hiç değiştirilme ve doğrusunu verme zahmetine ve bilgisine girişilmemiş Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri ile yarı cahil az bilgili hocalar… Tabii aklını kullanmayı ve sorgulamayı öğretmediğimiz geri kalan halk kesiminin “Batıl inançlarını” destekleyen safsata hikayeler…
İnsan musallat aslında kim diye düşünmekten de kendini alamıyor!
Ve sözü Allah’a bırakıyoruz… Neredeyse 50 kere söylediği cümleye çeviriyoruz bakışlarımızı:
“…Akletmiyor musunuz? Düşünmüyor musunuz?…”
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni
Sultan Neval ŞİMŞEK
nevalsultan555@mynet.com
15 Kasım 2008 .. 17:14
sultan neval hanım bir solukta okudum yorumunuzu ve kesinlikle katılıyorum ve çok teşekkür ediyorum verdiğiniz bilgiler için Allah razı olsun…
16 Kasım 2008 .. 12:58
Yorum yap